30 Kasım 2020 Pazartesi

Myrrha (Mür yada Mürrüsafi Ağacı)

Myrrha’nın trajik hikayesi. Çok farklı konulara değinmiştir aslında Ovidius Myrrha’yı anlatırken. Ensestliği irdelemiştir bu hikayesinde ve insanların hala anlayamadığı hayvanların ensestliğini de geçirmiştir dizelerinden. Myrrha’nın efsanesi Suriye kökenlidir. Efsaneye göre Suriye Kralı Cinyras (Theias)’ın kızı Myrrha’nın evlenme zamanı gelmiştir. Bütün doğu ülkelerinden gelmişler Myrrha’nın kocası olmak ve düğünü seyretmek için. Oysa Myrrha dertlidir. Babasına aşıktır delicesine. Kocasının nasıl birisi olmasını istediğini soran babasına imalı bir dille ‘senin gibi’ diye cevap vermektedir. Ama olanaksız bir şeydir bir kızın babasıyla evlenmesi…Ovidius Myrrha’nın bu çarpıklık üzerine yakarışlarını şu dizelerle dile getirmektedir

‘………………….Kan bağı

Engel değil evliliğe. Dölleşme gücüdür bunda
Gövdeleri birleştiren seçmeden, düşünmeden. Suç yok
İneğe babasının atlamasında, aygıra kızının karı
Olmasında, koçun anasına, kuşun kendi yumurtasından
Çıkana, anasına tohumları aşılamasında. Mutluluk
Bu, inanılırsa. İnsan kaygısıdır böyle gereksiz
Bir yasayı yürürlüğe koyan, doğal eğilimleri
Geçersiz sayan………………. ‘

Gece yarısında bu istekle yaşayamayacağını düşünen Myrrha intihar etmek istemiştir. Boynuna ilmeği geçirirken bir yandan da imkansız isteğini mırıldanmaktadır. Fakat tam bu sırada kızın mırıldanmalarını sütannesi duyar ve içeri girerek ölmek üzere olan Myrrha’yı kurtarır. Myrrha anlatır isteğini sütannesine. Sütannesi de şaşkındır fakat yüreği dayanamaz. Tarlalarda yılın ilk ürünleri çıkmaya başladığı vakit Tanrıça Demeter adına törenler düzenlenir.Bu törenlere sadece kadınlar katılır. Dokuz gece boyunca sevişmek yasaktır bu kadınlara. Bu durumu fırsat bilen sütanne Cinyras’ın yanına gider ve bu dokuz gece için kendisine bir kız bulduğunu söyler. Kral bu teklifi geri çevirmez. Sütanne Myrrha’yı yanına çağırıp planını anlatır ve ona asla ışığa çıkmamasını öğütler. Myrrha ,aşık olduğu babasının çadırına girer ve onunla birleşir. Cinyras’ın içini tuhaf bir his kaplamıştır, bir suç işlediğini hissetmektedir bir süre sonra onun kızı olduğunu anlar ve derhal kılıcına davranır. Myrrha kaçıp kurtulur ve koşmaya başlar. Bir süre sonra bu isteğinin getirdiği utançla ne insanlar ne de ölüler içinde yaşayabileceğini düşünür tanrılardan onu bir ağaca dönüştürmelerini ister ve Mür ağacına dönüştürülür.’

Mür ağacına dönüşürken ve dönüştükten sonra hala ağlayan Myrrha’nın gözyaşlarıdır Mür ağacından –özellikle üstündeki yarıklardan- akan reçineler bu gözyaşlarıdır işte. İlkçağlardan beri tedavi amacıyla kullanılan bu reçinelerin yağları günümüzde de çok değerlidir.
Myrrha, Smyrna adı ile de bilinir.


Tiryaki - Zehirlere bağışıklık kazanmak

Bugün herhangi bir maddeye bağımlı olan kişiler için kullandığımız bu kelimenin aslı Theriaklîs. Tiryak kullanan kimse demek. Tiryak ise Theriakos’dan gelme. Garip yaratık, ucube, vahşi hayvan, yabanıl anlamındayken genişlemeye uğrayarak yabana karşı koruma gereci, ilaç, çare anlamlarına gelmiş sonradan. Bunun sebebi; Pontus kralı VI. Mitridatis’in Kafkas dağlarında yaşadığı dönemlerde birçok panzehir ve ilaç geliştirmesi. Bu ilaçlara “Thiriakos” adı verilmiş. Mithridates, Romalıların kendisini zehirlemesini önlemek için, az miktarda zehir kullanarak bağışıklık kazanmış. Efsanelere göre; bu nedenle, istediği halde artık zehirlenemediği için yakın korumasına öldürtmüş kendini. Ömrü boyunca geliştirdiği bu yönteme Mitridatizm deniyor ve ilk ustası kabul ediliyor.

Margarita 'dan Papatyaya


      Papa’nın papaz olduğu malumunuz. Papadia ise papazın karısı. Türkçe’ye bir yanlış anlama sonucu girmiş. Öyküsü şöyle: İki Osmanlı askeri papazın evini ziyarete gider. Kapıyı papazın karısı açar. Papazın evde olmadığını öğrenen askerler, karısıyla sohbete başlarlar ve adını sorarlar. O da yerdeki Margarita çiçeklerini göstererek, isminin aynı olduğunu anlatmaya çalışır. Fakat askerler ismini bilmedikleri için çiçeğe, papazın karısı anlamına gelen “Papadia” derler ve kelime Türkçe’ye bu şekilde geçer.



Yeri ve göğü bir arada barındıran okyanus

 Okeanôs kelimesinden gelir. kelimenin içindeki, “kean-kian” bölümünün ise kökenini Arapça; “kün” yani, “ol” kelimesinden aldığı söylenir. Okyanus; “ol” emriyle “varolan” anlamını üstlenir ve olmakla Yaratıcı’ya cevap vermiş olur. Eski Yunanca, Okia kelimesi hızlı demek. Navs ise gemi. Böyle bakıldığında karşılığı “Hızlı Gemi” oluyor. veya modern Yunanca’da yeryüzü anamız Gaia’yı temsil eder. Uranos ise, mitolojide “Gök tanrı”dır. Birleştirildiklerinde “O-(yî)gî-anôs” kelimesine ulaşıyoruz ki; yeri ve göğü bir arada barındıran demektir.

Simyacıların icadı: İksir


Bir rivayete göre; Büyük İskender ölümsüzlük iksirini ele geçirmek için gitmiştir Hindistan’a. Bu sözcük Eski Yunanca
“eksairéō”; içinden çıkarmak, süzüp almak fiilinden türetilmiş. Simyacılar, aynı zamanda “felsefe taşı” olarak bilinen, basit metalleri altına dönüştüren, hastalıkları tedavi eden ve yaşamı uzatan maddeyi tanımlamak için kullanırlar. Kelimeyi onlar türetmiş olsa da, bu maddeye inanç, simyadan önce de vardı. Eski Mısır, Mezopotamya, İran, Hindistan ve Çin mitolojilerinde izine sürekli rastlamak mümkün. Örneğin; Gılgamış Destanı’nda Uruk kralı, sonsuz yaşamın sırrını bulmak için yolculuğa çıkar ve denizin dibinde sonsuz yaşam otunu bulur. Onu yerinden söker ama dikkatsizce ortalıkta bıraktığı için deniz yılanına kaptırır.

Baş tacı Defne

       Biz onu yapraklarını yaz-kış dökmeyen, yemeklere leziz tat veren bir bitki olarak bilirdik. Ama öyle mi ya? Efsaneye göre; Apollon attığı oklarla tanrıları bile aşık eden Eros’la karşılaşır bir gün. Okçuluğuyla ünlü Apollon, Eros’a bu silahın yalnız kendisine yakıştığını, onunla nice yaratıklar öldürdüğünü oysa Eros’un sadece gönül yarası açmaya gücü yettiğini söyler. Tabii bunları duyan Eros gücenmeden durur mu, illa alacak intikamını! Biri aşık eden, diğeri aşktan soğutan iki ok seçer; aşık edeni Apollon’a, diğerini ise peri kızı Dafni’ye fırlatır. Apollon kıza ne kadar aşık olduysa, kız bir o kadar soğur ondan. Dafni önde, aşkından delirmiş Apollon arkada; bir kovalamaca başlar… Yakalanacağını anladığı bir gün artık dayanamayan Dafni, babası Peneus’tan kendisini bir ağaca çevirmesini diler. Apollon yanına ulaştığında kalp atışları hala duyulan ağaca sarılır. Onu öper, koklar ve unutmayacağına söz verir. Zaferlerin simgesi bir taç olarak da unutulmamasını sağlar. Apollon’un tüm tasvirlerinde saçlarının defne yapraklarıyla süslü olması bundandır.

27 Kasım 2020 Cuma

APOPHIS ( APEP )



Apophis sürekli olarak ilahi düzeni tehdit eden kaos canavar larının en tehlikelisi . Kimi zaman kocaman bir timsah olarak resmedilir ama genellikle devasa bir yılan kılığındadır . Apop his her gece güneş tanrısının teknesi yeraltı dünyasından ge çerken ona saldırır . Yenilgiye uğratılıp öldürülür ama kaç kez ölürse ölsün yeniden canlanır .


Mısır mitolojisinde yılanlar ilahi koruyucular ya da ye niden canlanmanın simgeleri olabilirler ama Apophis yılanı tümüyle yok edici bir güce sahip görünüyor. O , yaratıcı tanrınin yılan şeklindeki görünümünün olumsuz karşıtıdır. Apop his'ten ilk kez yirmi birinci yüzyılda söz ediliyor. Çok daha sonraki bir yaratılış mitinde Apophis'in güneş Ra'ya karşı harekete geçen kaos güçlerinin başındaki "Ulu Asi , Şeytan " tanrıça Neith'in salyasından oluştuğu anlati Apophis yılanı fikri, ağzını açtığı zaman bir insanı yutabi len Afrika pitonundan kaynaklanmış olabilir. Apophis muh temelen kadim suları nun'u yutan ama sonra kusmak zorun da kalan, adı bilinmeyen yılan olabilir. Özellikle Apophis'in gözleri çok ürkütücüdür ve korkunç bir kükremesi olduğu söylenir. Bedenini hareket ettirince zelzelelere yol açabilir ve Nil'de teknelere tehdit oluşturan gizli kum tepeleriyle bağ lantılı olduğuna inanılır. Ortaçağ efsanesindeki ejderhanın Apophis'in timsah ve yılan görünümlerinin bileşkesi olduğu iddia edilmiştir. Mısır'da güneşin yeraltı dünyasındaki gece yolculuğuyla ilgili anlatılarda Apophis gecenin yedinci ve on ikinci saatin de saldırıya geçer. Güneş teknesinin pruvasında sıralanan güç lü tanrılar güneş tanrısını Apophis'ten korumaktadır . Tanrı ların en güçlüsü olan Seth , Apophis yılanına darbeler indirir ya da mızrağını saplar . Seth ile Apophis arasındaki kavga bir mitte gök gürültülerinin nedeni olarak veriliyor. Ayrıntılarına ulaşılamayan bir başka mitte Büyük erkek kedi kılığındaki Ra " asilerin kovalandığı savaş gecesinde " kutsal ağacın altında Apophis'in kafasını uçuruyor. Ölülerin ruhlarının Apophis'e karşı verilen mücadeleye katılmaları bekleniyor ve tapınaklarda onun yenilmesi için ayinler düzenleniyor.

Anlatamam derdimi dertsiz insana / Aşık Veysel (türkü)

Anlatmam derdimi dertsiz insana Dert çekmeyen dert kıymetin bilemez Derdim bana derman imiş bilmedim Hiçbir zaman gül dikensiz olamaz  Gülü ...