3 Aralık 2020 Perşembe

Apollon ve Daphne/Daphne'nin defne oluşu

 

Bir gün Apollon, Thessalia'da, kıyılarını ağaçları gölgelendiren Peneus ırmağımın yanında güzel genç bir kız görür. Bu eşsiz güzel'in adı Daphne'dir. Daphe ormanların derinliklerinde yalnız başına dolaşmaktan keyif alırdı. Yabani hayvanları kovalamak onun için en büyük eğlence iyiydi. Uzun saçları omuzları üstünden dalgalanan güzel Daphne erkeklerden iğrenir ve bir adamın karısı olarak yaşama hakkında aklına bile getirmezdi. Babası bir gün; "Kızım beni artık torun sahibi etmelisin." dediğinde Daphe babasına şunları söyledi; "Ey dünyaya gelmeme sebebi olan babacığım. Kadınlık görevini bilmeden ve birisinin karısı olmadan bağımsız olarak yaşama müsaade et dedi." İşte bu hoş kızın güzel saçları Alev saçan gözleri Apollon'un kalbinde arzu uyandırdı. Bir gün yalnız başına ormanda dolaşan Daphne, Apollon ile karşılaşır ve Apollon bu genç kız ile konuşmak ister fakat Defne karşısında Apollon'u görür görmez sırtını ona çevirir ve bir rüzgar gibi göğün boşluğunda hızlı adımlarla koşmaya başlar. Fakat Tanrı onun peşini bırakmadı. Hemen arkasından koşuyor ve Apollon şunları bağırıyordu" "Dephne yalvarırım sana dur, benden sana zarar gelmez ben senin düşmanın değilim dur peri kız dur. Beni peşinden koşturaran yalnız sevgimdir. Lütfen hızını biraz yavaşlat, hiç olmazsa arkandan koşanın kim olduğunu öğren, arkandan koşan ne yabani bir hayvan ne de dik yamaçlardan keçileri otlatan kaba bir çobandır. Ben Işık tanrısıyım. Benim babam bütün Tanrıların büyüğü olan Zeus'tur bana insanın mazisini halini üzüntülerini istikballerini okuyan ve her şeyi bilen her şeyi hayat veren Tanrı Apollon derler bana dedi.  Dephne korkuyla hızlıca kaçıyordu ama Apollon bu güzel kokulu Peri yakalamak için o da arkasından koşuyordu. Apollon bu Peri muhakkak yakalamak arzusundaydı. Aşkının kudreti ona kanat vermiş gibiydi. Şimdi Daphne'yi yakalamak üzereydi. Daphne'nin havaya uçan saçlarına sıcak nefesi koklamaya başladı.Kuvvetinin azaldığını ve bu hızlı ve sürekli koşudan yorulduğunu hisseden güzel peri birdenbire durdu ve ayağı ile toprağı kazıyarak şöyle söyledi;  "Ey Toprak Ana, beni ört beni sakla, beni kurtar." dedi bu yürekten olan yalvarışı Toprak Ana duyar ve bir kabuk oluşturarak Daphne'yi bir ağaç haline getirir o kokulu saçları yapraklara çevrir. Kolları dallar halinde uzadı. Nazik ve küçük ayakları kök olup toprağın derinliklerine daldı. Apollon şaşırmış bir halde Peri kızını kucaklamak isterken birden Defne ağacının gövdesine çarptı fakat ağaca sarılarak sert kabuklarını altına henüz ölmemiş olan Daphne'nin kalbinin heyecanını, kalp çarpıntısını duydu. Bundan sonra sen Apollon'un kutsal ağacı olacaksın. Senin solmaya ve dökülmeyen yapraklarının benim saçlarımın çelengi olacak ve değerli kahramanlar, muharipler ünlü şairler, büyük işler başaranların hepsi yapraklarınla mağrur olarak süslenecekler. Apollon bunları söyleyince Defne ağacının lütufa teşekkür etmek amacıyla dallarını salladı ve hürmetle eğildi.

(boşu boşuna)(söz)

'' Kahkahası bol olan insanların yüzüne iyi bak Doktor,

  Onların gözleri mezar taşı gibidir. ''



(Tsukiyo No Violinist) (söz)

Eğer gidecek bir evim olsaydı, bir dakika durmazdım. 

Eğer yapabilseydim, kaderimi hiçbir erkeğin ellerine bırakmazdım.



Şems-i Tebrizi 14.kural (söz)




 Ne demiş Şems-i Tebrizi 

''  Hakk'ın karşına çıkardığı değişimlere direnmek yerine, teslim ol. Bırak hayat sana rağmen değil seninle beraber aksın. Düzenim bozulur, hayatımın altı üstüne gelir diye endişe etme. Nereden biliyorsun hayatın altının üstünden daha iyi olamayacağını? ''

2 Aralık 2020 Çarşamba

DAĞ ZAMBAKLARI (masal)



Bir zamanlar zambaklarla, güllerle, karanfillerle, kısacası renk renk çiçeklerle dolu bir bahçe varmış. Çiçeklerin hepsi de birbirlerini sever, birbirleri için bir gün bile kötü söz söylemezlermiş. hele hele birbirlerini kıskandıkları hiç mi hiç olmazmış. Çünkü bilirlermiş ki her çiçeğin kendisine özgü bir rengi, bir kokusu vardır; insanlar da hepsini ayrı ayrı sever.

Ama yıllardan bir yıl beyaz zambaklardan biri bahçedeki bütün mutluluğu bozmuş. Aslında zambakların hepsi de alçak gönüllüymüş. O yüzden de bu genç beyaz zambağın çiçekleri birbirine düşürecek sözler söylemesi, herkese tepeden bakması, hepsini şaşkına çevirmiş. Önceleri zambaklar “Yaptığın çok çirkin bir şey beyaz zambak. Duyduk ki güle, ‘dikenli cadı’ demişsin. Sonra karanfili de ‘sırık boyunlu’ diye alaya almışsın. Aslanağzı çiçeklerini küçümseyip ‘siz olsa olsa sinekağzı olabilirsiniz’ deyip kırmışsın. Daha neler neler yapmışsın? Hiç senin gibi güzel bir zambağa yakışır mı bu?” demişler. “Yapma, etme” diye öğütler verip uyarmışlar onu. Ama beyaz zambak öyle kıskanç, öyle kendini beğenmiş ki, söylenenleri dinlememiş bile. Öğütlere gülmüş geçmiş. Gün geçtikçe de kıskançlıktan daha da kırıcı olmuş. İstiyormuş ki, bütün kelebekler, böcekler kendisine konsun, öteki çiçeklere hiçbiri gitmesin. Bir kelebek güle mi kondu? Beyaz zambağın kızgınlıktan bütün kökleri şişer, yamru yumru olurmuş. Zaten bir süre sonra da hep öyle kalmaya başlamış kökü. Onun dırdırından , iğneleyici sözlerinden yalnız bitkiler değil, kelebekler, böcekler de bakmış usanmışlar. “Nedir canım bu zambaktan çektiğimiz? Şöyle gönlümüzce bir çiçeğe konup konuşamıyoruz, özsuyunu ememiyoruz” demeye başlamışlar. Ve sonunda, günün birinde artık hiçbir böceğin, kelebeğin , arının beyaz zambağa konmaması kararını almışlar. Beyaz zambak bu kararı duyunca öfkesinden küplere binmiş tabii. Bağırmış, çağırmış, gözdağı vermiş. Ama bakmış ki dinleyen yok, başlamış ağlamaya.


Rüzgar dede onun hıçkırıklarını duyunca dayanamamış. “Ah benim akılsız beyaz zambağım. Gördün mü? Nasıl da yalnız kaldın. İşte kendisini beğenmenin, herkesi kıskanmanın, kötü sözler söylemenin sonu budur. Arkadaşsız, böceksiz, kelebeksiz, arısız ne yapacaksın şimdi burada?” diye okşamış yapraklarını. Sonra da utancından ak yapraklı çiçekleri kıpkırmızı olan zambağa, “Gel istersen seni dağın yamacına götüreyim. Orada da çiçekler var. Bak çiçeklerin de artık beyaz değil, kırmızı. . . Orada kimse seni tanımaz . Yeni bir çiçek sanır. Ben seni onlara, ‘dağ zambağı’ diye tanıtırım” demiş. Zambak utancından kıpkırmızı olmuş, çiçeklerini sallayarak, bu teklifi kabul edince. Rüzgar dede, zambağın tohumlarını alıp dağın yamacına götürmüş. “Dağ zambağı”nı yeni arkadaşlarıyla tanıştırmış. O günden sonra dağ zambağı çiçeklerin en alçak gönüllüsü olmuş. Bütün arkadaşlarının iyiliği için çalışmış.

Derler ki, bu utandırıcı olayı hiç bir zaman unutamadıkları için dağ zambaklarının çiçekleri hep kırmızı kırmızı açmış çocuklar.

Hyacinthus (Sümbül veya Dağzambağı)

 Hyacinthus’un hikayesi Dönüşümler 10.Kitap 162.mısradan itibaren anlatılmaktadır. Gene Tanrı  Apollon içerikli bir hikayedir. Temelinde gene bir aşk hikayesi vardır fakat talihsizlik büyük rol oynar.Ama bazı kaynaklara göre olay talihsizlik değil Apollon’un rakiplerinin araya girmesiyle gerçekleşmiş bir olaydır.

‘Efsaneye göre Hyacinthus bir Sparta prensidir. Olağanüstü güzellikte bir erkek olan Hyacinthus’a Tanrı Apollon aşık olur. Günün birinde Apollon ile Hyacinthus disk atma oynarlar. Apollon’un attığı disk ya rüzgarın etkisiyle ya da bir kayadan sekerek Hyacinthus’un başına çarpar. Orada can veren Hyacinthus’un bu durumuna Apollon çok üzülür. Dostunun ya aşık olduğu kişinin adının bir çiçek olarak yaşamasını ister. Hyacinthus’tan toprağa damlayan kan orada sümbüle dönüşür. Bu çiçeğin taç yaprakları üzerinde Apollon’un acı haykırışılarını (AI) ya da Hyacinthus isminin başharfini (Yunanca olarak) görmek mümkün olacaktır.’

Pierre Grimal’in Mitoloji Sözlüğü’nde de belirttiği gibi bazı yazarlara göre Hyacinthus’un ölümünün arkasında başka nedenler vardır. Bunlardan biri Apollon’un rakibi olan Zephyros’un ondan öç alma isteği, diğeri de Boreas’ın Hyacinthus’a aşık olmasıdır. Boreas ile Zephyros isimleri rüzgar isimlerinden tanıdık gelmektedir. Bazı yazarların bu iki tanrısallaştırılmış rüzgarla olayı ilişilendirmeleri efsanedeki ‘kayadan sekme’ olayını köreltmektedir. Gerçekten de mitolojide bu tarz olayların içinde talihsizlikten ziyade başka tanrıların veya kişilerin etkisi vardır.

1 Aralık 2020 Salı

Adonis (Gelincik veya Manisa\Dağ Lalesi)

      

‘Efsaneye göre Myrrha mür ağacına dönüşürken içinde yasak aşkının tohumlarını taşıyordu. Fakat ağaç gövdesi bu ,insan değil ya, belli edemiyordu yaşlarından, acılarından sıkıntısını. Nihayet Lucina (Ovidius’a göre Doğum Tanrıçası,daha sonraları Hera ile özdeşleştirilmiştir ) Myrrha’nın durmunu fark eder ve ona dokunarak çocuğunu doğurmasına yardımcı olur. Orman perileri çocuğu alırlar ve güzelliğinden dolayı onunda bir peri olduğunu düşünürler. Gerçekten de Adonis bir tanrı kadar güzel doğmuştur ve büyüdükçe de güzelleşmektedir.

Adonis büyüdükten sonra Afrodit’in istemeden attığı bir okla yaralanır. Onu ilk gördüğü andan itibaren aşık olan Afrodit, Adonis’i göklere taşır orada onu iyileştirir daha da güzelleştirir ve ona öğütler verir. Ormanda nerelerde gezinmesi gerektiğini, hangi hayvanlardan uzak durması gerektiğini anlatır. Adonis’e bu öğütleri Hippomenes isimli bir başka karakterin hikayesini anlatarak verir. Afrodit sevgilisini öper ve geldiği yere doğru giderken, köpekler bir yabandomuzunu korkutup çıkartırlar mağarasından. Ormandan kaçarken kargısıyla vurur Adonis yabandomuzuna. Fakat yabandomuzu daha çeviktir ve Adonis’e saldırıp onu tek bir hamlede öldürür. Henüz evine ulaşmamış olan Afrodit bu acıyı hisseder ve hemen geri döner. Adonis’in cansız bedenini görünce kahrolur ve der ki ‘Bütün varlığınla yaşayacaksın Adonis,Yitmedin üzüntümün bir anıtı olarak kalacaksın, ölümün,çektiğim acıyla her yıl yinelenen törenlerde, dipdiri kılacak seni gönlümüzde, çiçeklere dönüşecek kanın.’Adonis’den damlayan kanlar toğrağa değdiği vakit kızıl çiçekler bitti orada. Manisa Lalesi (Dağ Lalesi) diye bilinir bu çiçekler ve Adonis gibi kısa yaşarlar. Adonis hikayesinin getirdiği bir başka sonuçta güllerin kırmızı olmasıdır. Efsaneye göre bu olaya kadar bütün güller beyazmış, ne zaman ki Afrodit yaralı Adonis’e doğru koşmuş ayağına diken batmış.Afrodit’e adanmış olan gül bu vakit kırmızıya dönüşmüştür. Adonis’in hikayesi birçok yer de farklı olaylara bağlanmıştır. Persephone’un da Adonis’e aşık olması ve Adonis’in yılın bir süresinde Afrodit’in yanında bir süresinde de Persephone’un yanında kalmasıyla yaz ve kış mevsimlerinin oluşması gibi. Oysa bu mevsim oluşma hikayesi Demeter, Persephone ve Hades arasındaki olayla da ilişkilendirilmiştir. Adonis’in hikayesinin böyle bir sebep doğuracağını pek düşünmüyorum Öte yandan Adonis’in niye öldüğüne\öldürüldüğüne dair kesin bir yargı yoktur.Kimisi Ares’in kıskançlığı, kimisi Apollon’un öcü olarak anlatmıştır. Kimiside Myrrha’nın kaderinin zaten Afrodit yüzünden böyle olduğunu dile getirmiştir.

Anlatamam derdimi dertsiz insana / Aşık Veysel (türkü)

Anlatmam derdimi dertsiz insana Dert çekmeyen dert kıymetin bilemez Derdim bana derman imiş bilmedim Hiçbir zaman gül dikensiz olamaz  Gülü ...