24 Aralık 2020 Perşembe

Ayzıt Türk ve Altay mitolojisi

 Ayzıt Türk ve Altay mitolojilerinde Güzellik Tanrıçasıdır. Aşkın ve güzelliğin simgesidir. Sümer ve Yunan mitolojilerindeki İştar ve Afrodit ile ilişkilendirilir. Kutsal hayvanı kuğudur. Kuğular bu nedenle dokunulmaz sayılır. Kuğular biçim değiştirmiş kutsal kızlar olarak kabul edilir. Ayzıt gümüş tüylü bir kısrak biçimine bürünebilir ve gökten yeryüzüne bu şekilde iner. Kısrak kılığındayken kuyruk ve yelelerini kanat gibi kullanır. Ormanlarda dolaşmayı sever. Ak bir kalpağı, çıplak omuzlarında ak bir atkısı vardır.


Çocukları ve hayvan yavrularını korur. İnsanlara sevgi ilham eder. Sarayının kapısında ellerinde gümüş bakraçlar ve gümüş kamçılar bulunan bekçileri vardır. Bu bekçiler kötü insanları içeriye almazlar. Ayzıt’ın kızları vardır. Onlar da kuğu kılığına bürünebilirler. Ayzıt’ın kızları büyülü beyaz bir tülü giyinince kuğuya dönüşürler. Beyaz turna kuşu da diğer simgelerinden biridir.


22 Aralık 2020 Salı

ADAM demek İNSAN olmak DEMEK

Bir hikaye vardı şu anda anlatması uzun ve zahmetli ama kısaca şuydu:
      ''Bir erkek adam olamadı bu yüzden bir kadın adam oldu.''

ADAM demek erkek demek DEĞİLDİR,
ADAM demek İNSAN olmak  DEMEKTİR.

Hikayede insan olmasını, insanın  ne demek olduğunu bilmeyen şahıslar... kısaca kötüydü anlarsınız.
Kimse dur demedi tek bir kişi hariç o da oğlu için yaptı, adam oldu.
Bir kadındı, bir anneydi, bir insandı...
Hikayenin sonunda hepsinin haddini bildirdi. :)
Hikaye aslında tek bir şeyi anlatıyordu o da insan olmayı.

Bazı şeyleri anlamak o kadar da zor değil.
Anlamak istediğimiz sürece.
Değil mi?
imza/n.azize  -    igan.moon   -  Nermin İğan


Poseidon





Yunan Mitolojisi'nde denizlerin ve depremlerin tanrısı Poseidon ‘’Ey yerleri sarsan veya kara saçlı tanrı’’ olarak da çağrılır. Titan Okeanos’un torunlarından Amphitrite ile evlidir. Elinde ki silahı ise dünyaları sarsan ve herşeyi yok edebilecek güçte ki 3 dişli yabasıdır. Roma Mitolojisi'nde Neptün olarak bilinmektedir. Tasvirlerinde uzun, siyah, dalgalı saç ve sakallarıyla betimlenmektedir. En bilinen atribüleri ise yunus balığı ve 3 dişli yabasıdır.

21 Aralık 2020 Pazartesi

Tanrıça İsis


Tanrıça İsis, Mısır mitolojisinde anneliğin ideal formu olmasının yanı sıra tabiat ve büyünün koruyucusu kabul edilen yeryüzü ve yağmur tanrıçasıdır. Osiris'in kardeşi ve aynı zamanda eşidir. Yararlı bir tanrıçadır ve sevgisi tüm yaşayan canlıları kapsayan bir annedir.




Mısır'ın en büyük tanrıçası olarak kabul edilir. Bir çift boynuzun arasında güneş diski bulunan akbaba şeklinde bir şapka giymiş kadın olarak gösterilir. Tasvirlerde genellikle bebek Horus'u emzirirken betimlenir. Aynı zamanda sanat tanrıçasıdır. İsis'in Mısır halkı tarafından reankarnasyonla Kleopatra'nın içinde yaşadığına inanılmıştır.

18 Aralık 2020 Cuma

Oşun

Oşun, Afrika mitolojisinde Yoruba halkı inancına göre içme suyu, aşk, keyif ve güzellik ile de ilişkilendirilen bir nehir tanrıçasının adı olup, gök gürültüsü tanrısı Şango’nun karısıdır.

Kaderi kontrol eden bu tanrıça deniz kabukları kullanılarak yapılan kehanetleri de yönetmektedir. Oşun, her yıl onuruna düzenlenen İbo-Osun adı verilen bir törenle anılmakta, kabilenin kadınları tanrıçaya kendilerini beğendirebilmek için var güçleriyle dans etmekte içlerinden birisi seçilerek yıl boyunca şifacılık ve aile içi arabuluculuk yapmakla görevlendirmektedir. Güneybatı Nijerya’da yer alan Oşogbo bölgesinin en önemli tanrıçası olan Oşun pirinç ve bakır sunularak onurlandırılmakta özünde bir şifa tanrıçası olarak kabul edilmektedir.

Ayrıca İjesa bölgesinde de halkın koruyucusu kabul edilen tanrıça Oşun adına kurulmuş, kabilenin kadınlarına öncülük etmekle yükümlü İyalode adlı gizli bir kadın cemiyeti bulunmaktadır. 
 

17 Aralık 2020 Perşembe

Bragi


İskandinav Mitolojisi'nde Bragi, şiir ve müziğin tanrısı olarak bilinmektedir. Odin ve Gunnlod’un oğludur ve Idun ile evlenmiştir. Bragi çok uzun sakallı ve bilge biri olarak tasvir edilmiştir. Bilgeliği ve en çok da sözcükleri akıcı ve hızlı bir şekilde söylemesi ile bilinmektedir. En bilgili olduğu konular şiir ve şarkılardır. Adı “Bragr”dan gelir yani “Şiir” anlamındadır.

16 Aralık 2020 Çarşamba

Athena


Athena Yunan Mitolojisi'nde stratejik savaş, zeka, sanat, strateji, ilham ve barış tanrıçasıdır. Zeus ve Metis'in birlikteliğinden doğmuştur. Doğumu Zeus'un başından gerçekleşmiştir. Atina şehrinin koruyucusu olan Athena aynı zamanda kente ismini vermektedir. Üzerinde Medusa'nın başının bulunduğu "Aegis" isimli önemli bir kalkanı bulunmaktadır. El sanatlarının da temsilcisi olan tanrıça trompet, flüt, çömlek, tırmık, saban, gemi ve at arabasının mucididir. Roma Mitolojisi'nde Minerva olarak bilinmektedir. En bilinen atribüleri ise kalkan, mızrak, zeytin dalı ve baykuştur.



Akhilleus ve Sentor Kheiron

 

Akhilleus, yarı tanrı Peleus ile su tanrıçası Thetis'in oğlu olan çeyrek tanrıdır. Dünyanın en büyük savaşçısı kabul edilir. Yunan mitolojisinin en önemli kahramanlarından biridir. Truva Savaşı'nın Grek kahramanlarının başında gelmekte ve Homeros'un İlyada mitolojik eserinde Greklerin en büyük savaşçısı olarak baş karakterdir.

Akhilleus, eğitimi için yarı at-yarı insan olan Kheiron’a verilir. Yunan mitolojisinde, sentor olarak da bilinen yarı at-yarı insanların en akıllısı ve bilgesi Kheiron’dur. Kheiron, Akhilleus’u savaş sanatının yanında, binicilik, at sürme, güzel konuşma, koşma ve müzik gibi diğer alanlarda da yetiştirir. Onu avladığı arslan, domuz, kurt ilikleriyle besler. Bu nedenle, Akhilleus, daha ufakken bile en ağır mızrakları, kılıçları bile kaldırabilir.

Herkül ve I.Antiochus

Herkül’ün, kendisini tanrı katında gören I. Antiochus ile tokalaşma sahnesinin tasvir edildiği 10 ton ağırlığındaki kabartma, Kommagene Kralları'nın yazlığı olan Adıyaman'da yer alan Arsemia Antik Kenti'nde bulunur.


I. Antiochus, sivri uçlu kral tacı ile, Herkül ise sakalı ve elindeki sopasıyla betimlenmiştir. Antiochus, burada yarı tanrı olan Herkül ile aynı boyda yapılmış, hatta kafasına taktığı taç ile kendisini ondan üstün kılmıştır. Herkül'ü tamamen çıplak yaptırmış, kendisini de gücün ve zenginliğin simgesi olan pelerinlerini kat kat giymiş şekilde tasvir ettirmiştir. Antiochus'un elinin tokalaşırken Herkül’den üstte durması da egosunu açıkca belli etmektedir.

Apollon

Apollon Yunan Mitolojisi'nde müziğin, sanatların, ateşin ve şiirin tanrısı, kehanet yapan, bilici tanrıdır. Güneşin temsilcisi olarak bilinmektedir. Babası Zeus, annesi ise Leto'dur. Artemis'in ikiz kardeşi olan Apollon kaynaklarda sıklıkla kahinlik özelliğiyle geçmektedir. Çok iyi ok kullanan Apollon aynı zamanda insanlara iyileştirmeyi ve tıbbı öğretendir. Anadolu kökenli bir tanrıdır. Daphne'ye olan aşkı Yunan Mitolojisi'nin en bilinen efsanelerden birisidir. Roma Mitolojisi'nde Apollo olarak bilinir. En yakışıklı tanrılardan birisi olan Apollon sarışın, genç ve temiz yüzlü bir genç olarak tasvir edilir. En bilinen atribüleri ise yay, ok, lir, karga ve defnedir.

Lir Tutan Apollon Tablosu,
 Onorio Marinari, 17.yüzyıl


15 Aralık 2020 Salı

Kartal “güneş kuşu”

Yakut Türkleri'nin inanışlarına göre şamanlar yeryüzüne Kartal Ana tarafından getirilmişlerdir. Er- Töştük destanında da kartal dişi olarak görünür. Kartal Yakutlara göre güneşin sembolüdür. Yakutlar analarının bir kartaldan geldiğine inanırlar. Bundan dolayı Kartal “güneş kuşu” olarak da nitelendirilir.



13 Aralık 2020 Pazar

Heliadlar (Karakavak-Kavak Ağacı)

 

‘Efsaneye göre,Helios’un (Olymposlu Tanrılar’dan önce varolan bir Titan, Güneş Tanrısı) Phaeton isminde bir oğlu ve Heliadlar olarak adlandırılan kızları vardı. Anneleri Klymene, Phaeton büyüyüne kadar babasının kim olduğunu ondan gizledi. Gün geldi Phaeton babasının Güneş Tanrısı olduğunu öğrendi ve bunun ispatlanması için babasından arabasını istedi.(Burada araba ile kastedilen Güneş’i doğudan batıya götürdüğü düşünülen araçtır.) Helios’un istemeyerek izin verdiği Phaeton bu aracı kullanamayarak felaketlere yol açtı ve bu duruma bir son vermek üzere Zeus bir yıldırım fırlatarak Phaeton’u öldürdü .Phaeton’un bu ölümüne kardeşleri Heliadlar çok üzüldüler ve devamlı ağladılar, dövündüler.Dört ay boyunca mezarının başından ayrılmadılar. Heliadlar’ın en büyüğü Phaethus kapanmak istemiş yere,fakat hareket edememiş ,çakılmış adeta yere çakılmış. Lampeti isimli başka bir kardeşleri yardım etmek istemiş ama aynı durum kendisinde de meydana gelmiş.Kütüğe dönüşmüş bacakları, dal olmuş kolları, kabuklanmış vücutlarının her bir tarafı. Gözyaşlarının gün ışığıyla katılaşmasından sonra altın gibi parlayan kehribar oluşmuş bünyelerinde’

Karakavak veya Kavak ağacının mitolojik kökeni bu şekildedir. Ovidius’a göre bu ağaçlardan oluşan damlaları bir ırmak ulaştırmış Latin kadınlarına, onlarda süs takısı yaparlarmış bunlardan.


Narcissos (Nergis)

‘Efsaneye göre, kahinler Narcissos için eğer kendi yüzüne bakmazsa çok uzun yaşayacağını söylemişlerdi. Narcissos doğdu, büyüdü ve birçok kızın ve perinin aşık olduğu bir genç oldu.Fakat duyarsızdı bu aşıklara karşı kendisi. Günün birinde bir peri olan Ekho aşık oldu Narcissos’a, fakat onun da aşkı karşılıksız kalınca Echo üzüntüden zayıfladı zayıfladı ve inleyen bir ses olarak kaldı (Yankı’nın mitolojik nedeni olarak anlatılan Ekho). Narcissos’un aşklarına karşılık vermediği kızlar ve periler, Echo’nun da halini görünce Tanrılar’dan öclerinin alınmasını istediler ve ‘Sevsin de kavuşamasın sevdiğine’ diyerek bir beddua ettiler. Tanrılar kabul edecekti bu dileği. Günün birinde Narcissos bir av sonrasında su içmek için bir pınar kenarına geldi. Su içmek içi eğildiğinde kendi yansımasını gördü ve görür görmez beliren siluete aşık oldu. Bakakaldı suya öylece. Ellerini uzatıyor, siluet de ellerini uzatıyor, gülümsüyor aynı şekilde siluet de gülümsüyor ama ne zaman ulaşmaya çalışsa aşık olduğu görüntüsüne su bulanıklaşıyordu ellerinden, gözyaşlarından…Bağırmaya başladı Narcissos kavuşmak istediği sevgilisine…Bu durumu gören Echo her ne kadar kırgın olsa da Narcissos’a karşı acıdı ona…’Ey gidi boşuna sevdiğim çocuk’ dedi Narcissos suya bakarak ‘kal sağlıcakla’….Echo’da seslendi Narcissos’a ‘kal sağlıcakla’….Orada öldü Narcissos yorgunluktan…Acıdı ona su perileri. Ölüsünü yakmak için odun toplamaya gittiler. Döndüklerinde cansız bedenin yerinde sadece bir çiçek duruyordu. Bugün ‘Nergis’ diye bildiğimiz çiçeğe dönüşmüştü Narcissos….Derler ki ölülerin geçtiği Styx nehrinden geçerken bile sudaki yansımasına bakmış…’

Narcissos’un hikayesi birçok insan tarafından ‘Sudaki yansımasına aşık olup, ona ulaşmak için suya atlayıp boğulmuş’ olarak bilir. İncelediğim kaynaklar bunun doğru olmadığını göstermektedir. Narcissos’un hikayesi üç oluşum içerir. Yankı, Nergis çiçeği, Narsizm… Echo ile Narcissos ayrı anlatıldığı takdir de hikayenin güzelliği kaybolur. Hikayenin sonunda ‘kal sağlıcakla’ derken Echo’nun karşılık vermesi (sesin yankılanması) Narcissos’a bir veda niteliği taşımaktadır bana göre. Bazı efsanelere göre Narcissos yorgunluktan ölmemiş intihar etmiştir. Kanının bulaştığı her yerde nergis çiçekleri oluşmuştur.

12 Aralık 2020 Cumartesi

Clytie ve Leucothoe (Ayçiçeği-Günebakan ve Günlük-Sığla Ağacı)

 


‘Efsaneye göre, Clytie ve Leucothoe iki kardeş İran (Persia) prensesidir. Clytie Güneş’e aşıktır. Fakat Apollon Leucothoe’ye vurulmuştur ve ona ulaşmak için bir plan yapmıştır. Bir gece kızların annesi kılığına girip odalarına girmiştir,ardından Leucothoe’nin yanına uzanıp kızın arkadaşlarının dışarı çıkmasını istemiştir. Yavaşça gerçek haline dönüşen Apollon’u gören Leucothoe ilk başta ürkmüş fakat daha sonra teslim etmiştir kendini bütün güzelliğiyle ortaya koyan Apollon’a…Apollon artık Leucothoe’ye aşıktır ve Clytie ile ilgilenmemektedir. Bu durumu fark eden Clytie ise kıskançlıktan kardeşinin aşkını babasına ve önüne gelene anlatmaya başlamıştır. Babaları Kral Orchamus, Leucothoe’yi diri diri gömdürür anlatılanlar üzerine. Ertesi gün Leucothoe’yi bulamayan Apollon durumu fark eder ve kızı gömülü olduğu yerden çıkarır, fakat artık çok geçtir. Kızın cansız bedenini Günlük-Sığla Ağacı’na dönüştürür. Bu ağacın reçineleri yakılarak Apollon Tapınağı’nda tütsü olarak kullanılacaktır.Clytie ise aşkından çılgına dönmüştür.A pollon ona artık görünmemektedir. Aramış durmuş gökyüzünde Güneş’i. Gördüğü zaman takip etmiş kafasıyla. Dokuz gün hiçbir şey yememiş, içmemiş ve devamlı ağlamış. En sonunda gövdesi solgun bir ota dönüşmüş, başı ise pırıl pırıl parlayan bir çiçeğe. Devamlı Güneş’e çevirmiş başını ve ona bakıp durmuş. İşte bu yüzden Günebakan derler Clytie’nin dönüştüğü bitkiye.’


Leucothoe’nin dönüştüğü ağacın üstüne yarıklar açılarak yağı ve kabukları alınır. Dini törenlerde buhur adıyla tütsü olarak yakılır. Bugün kiliselerde hala bu tütsü kullanılmaktadır. Ayrıca bu tütsü gene Hristiyan ailelerin evlerinde de yakılır. Dini adetlerin birçoğunun pagan kökenli olduğunun bir kanıtı da budur. Clytie ise Türkçe’ye Günebakan ve Ayçiçeği olarak geçmiştir. Bu efsaneye bakılırsa Ayçiçeği demek biraz mantıksız olacaktır.

Kyparissos (Servi Ağacı)


Efsaneye göre güzelliğiyle ön plana çıkan Kyparissos’un en sevdiği dostu kutsanmış bir geyikti. Apollon bu gence de güzelliğinden ötürü aşık olmuştu .Artık Apollon’un kıskançlığından mıdır bilinmez, bir gün geyik gölgede uyurken Kyparissos’un istemeden fırlattığı bir mızrak bu en yakın dostuna saplanmıştır. (Apollon okları ve mızrakları istediği yöne çevirebilir.) Kyparissos en yakın arkadaşının öldüğünü görünce derhal yanına varır. Ağlıyordu ona baktıkça ,acı çekiyordu .Dayanamadı ve seslendi Tanrılara ‘Hep acı çeksin onu vuran’ diye. Ağladıkça tükendi kanı ve gövdesi sertleşmeye başladı. Boyu yükseldi ağaçlara doğru ve gördü kendi dönüşümünü. En yakın dostunun yanı başında bir servi ağacına dönüştü.’

Servi ağacının en tepesi hafif kıvrıktır ,aşağı doğru bakmaya çalışır sanki. Derler ki başında durduğu kişiye bakar, boynunu büker. Acı çeker. Bu yüzden mezarlıklarda hep servi ağaçları vardır. Baş ucunda bulunduğu mezarın sahibi  için ağlar ve devamlı ona bakarak acı çeker.

8 Aralık 2020 Salı

Sekhmet savaş tanrıçası

     

 Sekhmet savaş tanrıçası, savaş ve ateştir. Aslan başı ve kırmızı bir elbise ile tasvir edilmiştir; Başı genellikle bir yılana sahip bir güneş diskini içerir ve bazen de bir el asası tutuyor.

Sekhmet Ra'nın kızıydı ve tanrıça Hathor'un bir başka enkarnasyonu idi. Ra insanlığın yok olacağına karar verdiğinde, Hathor Sekhmet'e döndü. Kana susamışlığı ve şiddeti insanları kayıtsızlığı ve tanrılara itaatsizlik karşılığında salıveren kana susamış bir varlıktı. Yeryüzünde büyük bir hasar meydana getirdi, neredeyse insanoğlunu yok etti, ölülerin kanını içti ve gittiğinde ölecekti. Sonunda, Ra bir hata yaptığını fark etti, ancak Sekhmet'i durdurabilirdi. Bir demlemek için bira hazırlayıp kırmızı renkte boyayacak bir plan hazırladı ve alttaki yere döküldü. Sekhmet, biranın kan olduğunu düşündü ve hepsini içti, sarhoş ve nihayetinde dışarı çıktı. Uyandığında, yine Hathor'du. Bu bölüm, her yıl silt ile kırmızıya çıktığında Nil'in taşkınlığını ve Sekhmet'in Mısır'ı yok etmesini engellemek için nehri yutarak yaydığını açıkladığı düşünülmektedir. Ancak bu hikayenin birçok geleneği, iki varlığı birbirinden ayırdı. Hathor Ra'ya geri döndü, ancak Sekhmet de aynı şekilde kaldı ve bir fırsat bulabileceği her yerde savaşa ve ateşe devam etti.


Sekhmet ruh hallerine bağlı olarak, hem sevindiren hem de hoşnut olmayan çöl rüzgarlarıyla ilişkiliydi. Doğal felaketleri de beraberinde getirdiği düşünülüyordu ve eski Mısırlılar onu sarhoş etmek için sıklıkla alkollü festivaller düzenledi ve bu nedenle yatıştırdı. Kan dökümünün tekrar başlamasını önlemek için, festivaller sık ​​sık bir savaş veya savaşın sonunda tutuldu.


6 Aralık 2020 Pazar

...ne kadar güzel olurdu.(söz)

Biz dünyaya anlaşılmak için değil, anlamak için geldik. 

Anlaşılamamanın üzüntüsünü duyacağımız yerde, 

bütün ruhumuzla başkalarını anlamaya çalışsaydık hayat ne kadar güzel olurdu.



Can Yücel / En uzak mesafe

En uzak mesafe ne Afrika’dır 
Ne Çin,
Ne Hindistan,
Ne Seyyareler,
Ne yıldızlar geceleri ışıldayan…
“En uzak mesafe iki kafa arasındaki mesafedir birbirini anlamayan…..”



3 Aralık 2020 Perşembe

Üç Tanrıça, Yakışıklı Çoban ve Helen

Peleus’la Thetis’in Tanrılar arasında kutlanan düğününe Nifak Tanrıçası Eris davet edilmemiştir. Nifak Tanrıçası boş durur mu, düğüne davetsiz gelip masanın ortasına altın bir elma atmış ve elmanın üzerinde “en güzele” yazıyormuş.


Athena, Afrodit ve Hera elma benim, bana yakışır diyerek elmayı sahiplenmeye kalkmışlar, diğer Tanrılar bir sonuca varılması için Tanrılar Tanrısı Zeus karar versin demiş, Zeus bu işi başından savmak için Kaz Dağları'nın yakışıklı çobanı Paris’i elmayı en güzele vermesi için görevlendirmiş.

Bu üç Tanrıça, yakışıklı çobanın karşısına çıkmışlar. Tanrıçalar elinde elmayla duran Paris karşısında heyecanlı bir şekilde başlamışlar akıllarına gelen vaatlerle çobanı etki altına almaya.

Athena; ün, şan vaat etmiş, Hera; zenginlik ve kuvvet. Afrodit ise, güzeller güzeli Helen'i vaat etmiş. Athena ve Hera en güzel elbiselerini giyip, en süslü mücevherlerini takmışlar, oysa güzellik örtü istemez, güzellik onun örtüsü diyen Afrodit bunların hiçbirini yapmamış. Paris’in altın elmayı tutan eli kımıldamış ve herkes heyecan içindeyken, elmayı geniş bir kavis çizerek Afrodit’e doğru uzatmış.

Bu olaylar sonucu Truvalı Paris, Sparta Kralı Menalaos'un eşi Helen'i, Afrodit yardımıyla kaçırınca Truva savaşı başlamıştır.

Ak Ana

 

    Ak Ana, Türk mitolojisinde deniz tanrıçasıdır. Henüz hiçbir şey yaratılmamışken ve yalnızca uçsuz bucaksız bir su varken, sonsuz sulardan çıkarak, Tanrı Ülgen’e yaratma ilhamını vererek sulara tekrar dalmıştır. Işıktan bir bedeni vardır. Başında gücü simgeleyen ve taca benzeyen zarif boynuzları bulunur. Alt kısmında denizkızı gibi çok uzun bir balık kuyruğu bulunur. Kuyruğu hafif maviye çalan bir renktedir. Etrafında denizyıldızları dolaşır.


Hayatın başlangıcına dair ne varsa hepsine ruh vererek yaşam döngüsünü başlatmıştır. Akdeniz’de yaşar. Bazı söylencelerde, geyik şekline giren Su Ana ile Göktürklerin Atası evlenmiştir. Çeşitli söylencelerde hep denizden çıkan varlık bir geyik olarak betimlenir. Beyaz renk suyu ve temizliği simgeler.

Medusa II

 

İtalyan sanatçı Luciano Garbati, Medusa’nın hiçbir suçu günahı olmadan onca şey yaşamasına üstelik her zaman kötü karakter olarak anılmasına içerliyor ve 2008 yılında Perseus’un elinde Medusa’nın kafasını tuttuğu heykelini tamamen değiştiriyor ve Medusa’yı galip taraf haline getiriyor.


Garbati’nin bu heykeli tüm dünyada ses getirmiş, insanlar da onun düşüncesini doğru bulmuş. Medusa’nın yeniden tasarladığı hikayesinin ve heykelinin bu kadar ilgi çekmesinin ve dünyanın her yerinden aldığı tebrik mesajlarının kendisini çok mutlu ettiğini söylüyor sanatçı.

Medusa’nın bakışları da tüm olayın intikamını içinde barındırıyor sanki…

Lilith

  Lilith, Musevilik ve Hristiyanlık apokrif inançlarında Âdem'in ilk eşidir. Talmud'da yer alan Yaratılış bölümünün 1. Bab'ında Âdem ile beraber bir dişi yaratıldığından, 2. Bab'ında ise Âdem'in kaburga kemiğinden bir dişi yaratıldığından bahsedilmektedir.

Tevrat'ta açıkça yer almamasına rağmen; birçok Musevi dini kaynağı 2. Bab'da sözü geçen Havva'nın Âdem'in başka bir karısı olduğu, birinci babdakinin ise ilk karısı olan Lilith olduğuna inanır.

İbranilerin eski inanışına göre Lilith, Âdem ile aynı zamanda ve aynı anda yaratıldığından Âdem'in kendisine eşit olduğu görüşündedir. Âdem'le birlikte olmayı şiddetle reddeder. Adem ısrar ettiğinde ise büyü ile kaçar ve onu terk eder. Melekler geri getirmek için Lilith'i bulur ama kendisi Kızıldeniz (şeytan) ile birlikte olduğundan 100 den fazla cin çocuğu olduğunu, bu nedenle artık Adem'e sadık olamayacağını bildirir.

Herakles

 

    Alkmene Zeus'tan gebe kalır kalmaz tanrıça Hera ona karşı korkunç bir kıskançlık beslemeye başlar. Zeus'a söz verdirir ki Perseus soyundan ilk doğacak çocuk, insanlar üzerinde büyük bir egemenlik kuracaktır. O sırada Sthenelos'un karısı yedi aylık gebeydi, Hera kızı ebe tanrıça Eileithyia'ya onu yedi aylıkken hemen doğurtur ve Alkmene'nin doğumunu geciktirir. Böylece Perseus soyundan ilk doğan erkek Herakles değil, Eurystheus olur.


Hera, Herakles'in elinden haklarını almakla kalmaz, sekiz aylık olup ikizi İphikles'le birlikte beşiğinde yattığı bir gün iki kocaman yılan gönderir çocukları boğmak için. Iphikles avaz avaz bağırdığı halde, Herakles yılanlara sarılır ve her elinde bir yılanı boğazından sıkıp boğar. Bu sırada Amphitryon çocuklardan hangisinin tanrı hangisinin insan olduğunu anlamıştır.

Medusa

 
Medusa, yaşamına çok güzel bir genç kız olarak başlamıştır. O kadar güzeldir ki tanrıçaların kıskançlığını
üzerinde toplamış, tanrıları da peşinde koşturmuştur. Özellikle Tanrıça Athena (Zeus’un en çok sevdiği kızı) onu çok kıskanmaktadır. Denizlerin tanrısı Poseidon ise Medusa’ya hayrandır. Başı öylesine dönmüştür ki bir gün Athena’nın tapınağında Medusa’ya zorla sahip olur.

Bu durumu kendisi için aşağılayıcı bulan Athena, Medusa’yı gorgon yaparak cezalandırır. Çok çirkinleşmiş, saçları yılana dönüşmüştür, yüzüne bakanlar taş kesilmektedir. Medusa insan olduğu için ölümlüdür. Gorgon yapma cezasını az bulur Athena ve Perseus’la iş birliği yaparak Medusa’nın başını kestirir. Başı kesildiği anda Medusa’nın Poseidon’dan olma çocukları Pegasus ve Chrysar gövdesinden dışarı fırlarlar. Medusa’dan sıçrayan kan damlaları Libya çöllerine düşer ve birer yılana dönüşürler.

Perseus, Medusa’nın kesik kafasını alır gider. Athena ise Medusa’nın derisini yüzüp Aegis’in markası yapar. İki damla kanını kral Erichthonius’a hediye eder. Bu iki damla kandan biri öldürücü zehirdir,diğeri ise panzehirdir, tüm hastalıklara deva olmaktadır.

Umay Ana

 

     

    Umay Ana, Türk mitolojisinde çocukları ve hayvan yavrularını koruyan bir tanrıçadır. Arkeologların Altaylarda buldukları seramik ürünler üzerindeki resimlerde Umay Ana üç boynuzlu olarak betimlenir. Orta Asya da bazı arkeolojik buluntulardan anlaşıldığına göre Umay Ana motifi, beyaz saçlı ve beyaz giyimli olarak, insanbiçimci bir görünüm sergilemektedir. Kuş kılığında kanatlı bir kadın görüntüsü de vermektedir. Altay Türkleri onu göklerden inen gümüş saçlı, güzel yüzlü bir kadın olarak düşünmüşlerdir. 




Orpheus ve karısı Eurydice


Eser: Orpheus ve Eurydice Tablosu,
Gaetano Gandolfi, 1802



      Orpheus, Tanrı Apollon ve ilham perisi Kalliope’nin yetenekli ve sanatkar oğludur. Apollon'un hediye ettiği sihirli liri insan, hayvan, bitki ve hatta cansız varlıkları bile büyüleyecek kadar iyi çalmaktadır. Bir su perisi olan Eurydice’e aşık olmuş ve evlenmişlerdir. Fakat bir gün Eurydice, ormanda bir yılan ısırığı sonucu ölür ve Hades’in yönettiği yeraltı dünyasına gider.


Orpheus eşinin acısına dayanamaz, yaptığı duygusal bestelerle tanrıları ikna etmeyi başarır ve Eurydice’i kurtarmak için bir şans elde eder. Yeraltına indiğinde Hades onunla bir anlaşma yapar; Eurydice yeryüzüne çıkana dek Orpheus dönüp arkasına bakmayacaktır. Bununla birlikte Orpheus, tam yukarıya çıkmak üzereyken arkasından karısının gelip 
gelmediğini merak edip, başını geriye çevirince anlaşma bozulur ve Eurydike ebediyen ortadan kaybolur. Karısını bir kez daha ebediyen kaybeden Orpheus Trakya'da amaçsız bir şekilde gezinirken Bakkhalar  tarafından öldürülür.



Bakkhalar Nedir?

Eski Yunanistan’da tanrı Dionysos Bachus’un şenliklerinde, tanrının yanında dolaşan kadınlar. Elbiselerinin üstünde, omuzlarından bir ceylan postu sarkar, başlarında çelenk, ellerinde sapı sarmaşık ya da asma yaprağından taşırlardı. Bakkha’lar, sonbaharda dağlara çıkarlar, geceleri meşalelerin ışığında, coşkun bir şekilde çalgı çalar, oyun oynar, bağrışırlar. Öldürdükleri ceylanların üzerine atılır, etlerini çiğneyip çiğ çiğ yerlerdi.










"Leda ve Kuğu"

 

Leonardo da vinci Leda ve Kuğu Etüdü
Teknik: Kağıt üzeri kalem ve mürekkep.
Tarih:1506

.


Leda, Yunan mitolojisine göre Zeus'un ilişkiye girdiği kadınlardan birisidir. Leda, Aetolia kralı Thestios'un kızı ve Sparta Kralı Tyndareos'un eşidir. Günün birinde Zeus kuğu şeklinde görünüp Leda isimli güzel kızla birlikte olmuştur. Fakat Leda, aynı gece kocası Tyndareos ile de beraber olduğu için iki yumurta yumurtlar. Truva Savaşı'na neden olacak dünyanın en güzel kızı Helen ve kardeşi Pollux'un babaları Zeus iken diğer yumurtadan çıkan Castor ile Clytemnestra Kral Tyndareos'un çocuklarıdır. Ayrıca Zeus, Helen'in doğum anısına kuğu figürünü gökyüzüne takımyıldızı olarak yerleştirir.






 Fransız ressam Jean-Léome Géromé'un bu efsaneyi konu aldığı "Leda ve Kuğu" isimli tablo Zeus'un kuğu kılığında Eros'lar ile   birlikte Leda'ya yaklaştığı anı tasvir etmektedir. 1895 yılında   çizilen bu eser günümüzde 
özel bir koleksiyona aittir.


Apollon ve Daphne/Daphne'nin defne oluşu

 

Bir gün Apollon, Thessalia'da, kıyılarını ağaçları gölgelendiren Peneus ırmağımın yanında güzel genç bir kız görür. Bu eşsiz güzel'in adı Daphne'dir. Daphe ormanların derinliklerinde yalnız başına dolaşmaktan keyif alırdı. Yabani hayvanları kovalamak onun için en büyük eğlence iyiydi. Uzun saçları omuzları üstünden dalgalanan güzel Daphne erkeklerden iğrenir ve bir adamın karısı olarak yaşama hakkında aklına bile getirmezdi. Babası bir gün; "Kızım beni artık torun sahibi etmelisin." dediğinde Daphe babasına şunları söyledi; "Ey dünyaya gelmeme sebebi olan babacığım. Kadınlık görevini bilmeden ve birisinin karısı olmadan bağımsız olarak yaşama müsaade et dedi." İşte bu hoş kızın güzel saçları Alev saçan gözleri Apollon'un kalbinde arzu uyandırdı. Bir gün yalnız başına ormanda dolaşan Daphne, Apollon ile karşılaşır ve Apollon bu genç kız ile konuşmak ister fakat Defne karşısında Apollon'u görür görmez sırtını ona çevirir ve bir rüzgar gibi göğün boşluğunda hızlı adımlarla koşmaya başlar. Fakat Tanrı onun peşini bırakmadı. Hemen arkasından koşuyor ve Apollon şunları bağırıyordu" "Dephne yalvarırım sana dur, benden sana zarar gelmez ben senin düşmanın değilim dur peri kız dur. Beni peşinden koşturaran yalnız sevgimdir. Lütfen hızını biraz yavaşlat, hiç olmazsa arkandan koşanın kim olduğunu öğren, arkandan koşan ne yabani bir hayvan ne de dik yamaçlardan keçileri otlatan kaba bir çobandır. Ben Işık tanrısıyım. Benim babam bütün Tanrıların büyüğü olan Zeus'tur bana insanın mazisini halini üzüntülerini istikballerini okuyan ve her şeyi bilen her şeyi hayat veren Tanrı Apollon derler bana dedi.  Dephne korkuyla hızlıca kaçıyordu ama Apollon bu güzel kokulu Peri yakalamak için o da arkasından koşuyordu. Apollon bu Peri muhakkak yakalamak arzusundaydı. Aşkının kudreti ona kanat vermiş gibiydi. Şimdi Daphne'yi yakalamak üzereydi. Daphne'nin havaya uçan saçlarına sıcak nefesi koklamaya başladı.Kuvvetinin azaldığını ve bu hızlı ve sürekli koşudan yorulduğunu hisseden güzel peri birdenbire durdu ve ayağı ile toprağı kazıyarak şöyle söyledi;  "Ey Toprak Ana, beni ört beni sakla, beni kurtar." dedi bu yürekten olan yalvarışı Toprak Ana duyar ve bir kabuk oluşturarak Daphne'yi bir ağaç haline getirir o kokulu saçları yapraklara çevrir. Kolları dallar halinde uzadı. Nazik ve küçük ayakları kök olup toprağın derinliklerine daldı. Apollon şaşırmış bir halde Peri kızını kucaklamak isterken birden Defne ağacının gövdesine çarptı fakat ağaca sarılarak sert kabuklarını altına henüz ölmemiş olan Daphne'nin kalbinin heyecanını, kalp çarpıntısını duydu. Bundan sonra sen Apollon'un kutsal ağacı olacaksın. Senin solmaya ve dökülmeyen yapraklarının benim saçlarımın çelengi olacak ve değerli kahramanlar, muharipler ünlü şairler, büyük işler başaranların hepsi yapraklarınla mağrur olarak süslenecekler. Apollon bunları söyleyince Defne ağacının lütufa teşekkür etmek amacıyla dallarını salladı ve hürmetle eğildi.

(boşu boşuna)(söz)

'' Kahkahası bol olan insanların yüzüne iyi bak Doktor,

  Onların gözleri mezar taşı gibidir. ''



(Tsukiyo No Violinist) (söz)

Eğer gidecek bir evim olsaydı, bir dakika durmazdım. 

Eğer yapabilseydim, kaderimi hiçbir erkeğin ellerine bırakmazdım.



Şems-i Tebrizi 14.kural (söz)




 Ne demiş Şems-i Tebrizi 

''  Hakk'ın karşına çıkardığı değişimlere direnmek yerine, teslim ol. Bırak hayat sana rağmen değil seninle beraber aksın. Düzenim bozulur, hayatımın altı üstüne gelir diye endişe etme. Nereden biliyorsun hayatın altının üstünden daha iyi olamayacağını? ''

2 Aralık 2020 Çarşamba

DAĞ ZAMBAKLARI (masal)



Bir zamanlar zambaklarla, güllerle, karanfillerle, kısacası renk renk çiçeklerle dolu bir bahçe varmış. Çiçeklerin hepsi de birbirlerini sever, birbirleri için bir gün bile kötü söz söylemezlermiş. hele hele birbirlerini kıskandıkları hiç mi hiç olmazmış. Çünkü bilirlermiş ki her çiçeğin kendisine özgü bir rengi, bir kokusu vardır; insanlar da hepsini ayrı ayrı sever.

Ama yıllardan bir yıl beyaz zambaklardan biri bahçedeki bütün mutluluğu bozmuş. Aslında zambakların hepsi de alçak gönüllüymüş. O yüzden de bu genç beyaz zambağın çiçekleri birbirine düşürecek sözler söylemesi, herkese tepeden bakması, hepsini şaşkına çevirmiş. Önceleri zambaklar “Yaptığın çok çirkin bir şey beyaz zambak. Duyduk ki güle, ‘dikenli cadı’ demişsin. Sonra karanfili de ‘sırık boyunlu’ diye alaya almışsın. Aslanağzı çiçeklerini küçümseyip ‘siz olsa olsa sinekağzı olabilirsiniz’ deyip kırmışsın. Daha neler neler yapmışsın? Hiç senin gibi güzel bir zambağa yakışır mı bu?” demişler. “Yapma, etme” diye öğütler verip uyarmışlar onu. Ama beyaz zambak öyle kıskanç, öyle kendini beğenmiş ki, söylenenleri dinlememiş bile. Öğütlere gülmüş geçmiş. Gün geçtikçe de kıskançlıktan daha da kırıcı olmuş. İstiyormuş ki, bütün kelebekler, böcekler kendisine konsun, öteki çiçeklere hiçbiri gitmesin. Bir kelebek güle mi kondu? Beyaz zambağın kızgınlıktan bütün kökleri şişer, yamru yumru olurmuş. Zaten bir süre sonra da hep öyle kalmaya başlamış kökü. Onun dırdırından , iğneleyici sözlerinden yalnız bitkiler değil, kelebekler, böcekler de bakmış usanmışlar. “Nedir canım bu zambaktan çektiğimiz? Şöyle gönlümüzce bir çiçeğe konup konuşamıyoruz, özsuyunu ememiyoruz” demeye başlamışlar. Ve sonunda, günün birinde artık hiçbir böceğin, kelebeğin , arının beyaz zambağa konmaması kararını almışlar. Beyaz zambak bu kararı duyunca öfkesinden küplere binmiş tabii. Bağırmış, çağırmış, gözdağı vermiş. Ama bakmış ki dinleyen yok, başlamış ağlamaya.


Rüzgar dede onun hıçkırıklarını duyunca dayanamamış. “Ah benim akılsız beyaz zambağım. Gördün mü? Nasıl da yalnız kaldın. İşte kendisini beğenmenin, herkesi kıskanmanın, kötü sözler söylemenin sonu budur. Arkadaşsız, böceksiz, kelebeksiz, arısız ne yapacaksın şimdi burada?” diye okşamış yapraklarını. Sonra da utancından ak yapraklı çiçekleri kıpkırmızı olan zambağa, “Gel istersen seni dağın yamacına götüreyim. Orada da çiçekler var. Bak çiçeklerin de artık beyaz değil, kırmızı. . . Orada kimse seni tanımaz . Yeni bir çiçek sanır. Ben seni onlara, ‘dağ zambağı’ diye tanıtırım” demiş. Zambak utancından kıpkırmızı olmuş, çiçeklerini sallayarak, bu teklifi kabul edince. Rüzgar dede, zambağın tohumlarını alıp dağın yamacına götürmüş. “Dağ zambağı”nı yeni arkadaşlarıyla tanıştırmış. O günden sonra dağ zambağı çiçeklerin en alçak gönüllüsü olmuş. Bütün arkadaşlarının iyiliği için çalışmış.

Derler ki, bu utandırıcı olayı hiç bir zaman unutamadıkları için dağ zambaklarının çiçekleri hep kırmızı kırmızı açmış çocuklar.

Hyacinthus (Sümbül veya Dağzambağı)

 Hyacinthus’un hikayesi Dönüşümler 10.Kitap 162.mısradan itibaren anlatılmaktadır. Gene Tanrı  Apollon içerikli bir hikayedir. Temelinde gene bir aşk hikayesi vardır fakat talihsizlik büyük rol oynar.Ama bazı kaynaklara göre olay talihsizlik değil Apollon’un rakiplerinin araya girmesiyle gerçekleşmiş bir olaydır.

‘Efsaneye göre Hyacinthus bir Sparta prensidir. Olağanüstü güzellikte bir erkek olan Hyacinthus’a Tanrı Apollon aşık olur. Günün birinde Apollon ile Hyacinthus disk atma oynarlar. Apollon’un attığı disk ya rüzgarın etkisiyle ya da bir kayadan sekerek Hyacinthus’un başına çarpar. Orada can veren Hyacinthus’un bu durumuna Apollon çok üzülür. Dostunun ya aşık olduğu kişinin adının bir çiçek olarak yaşamasını ister. Hyacinthus’tan toprağa damlayan kan orada sümbüle dönüşür. Bu çiçeğin taç yaprakları üzerinde Apollon’un acı haykırışılarını (AI) ya da Hyacinthus isminin başharfini (Yunanca olarak) görmek mümkün olacaktır.’

Pierre Grimal’in Mitoloji Sözlüğü’nde de belirttiği gibi bazı yazarlara göre Hyacinthus’un ölümünün arkasında başka nedenler vardır. Bunlardan biri Apollon’un rakibi olan Zephyros’un ondan öç alma isteği, diğeri de Boreas’ın Hyacinthus’a aşık olmasıdır. Boreas ile Zephyros isimleri rüzgar isimlerinden tanıdık gelmektedir. Bazı yazarların bu iki tanrısallaştırılmış rüzgarla olayı ilişilendirmeleri efsanedeki ‘kayadan sekme’ olayını köreltmektedir. Gerçekten de mitolojide bu tarz olayların içinde talihsizlikten ziyade başka tanrıların veya kişilerin etkisi vardır.

1 Aralık 2020 Salı

Adonis (Gelincik veya Manisa\Dağ Lalesi)

      

‘Efsaneye göre Myrrha mür ağacına dönüşürken içinde yasak aşkının tohumlarını taşıyordu. Fakat ağaç gövdesi bu ,insan değil ya, belli edemiyordu yaşlarından, acılarından sıkıntısını. Nihayet Lucina (Ovidius’a göre Doğum Tanrıçası,daha sonraları Hera ile özdeşleştirilmiştir ) Myrrha’nın durmunu fark eder ve ona dokunarak çocuğunu doğurmasına yardımcı olur. Orman perileri çocuğu alırlar ve güzelliğinden dolayı onunda bir peri olduğunu düşünürler. Gerçekten de Adonis bir tanrı kadar güzel doğmuştur ve büyüdükçe de güzelleşmektedir.

Adonis büyüdükten sonra Afrodit’in istemeden attığı bir okla yaralanır. Onu ilk gördüğü andan itibaren aşık olan Afrodit, Adonis’i göklere taşır orada onu iyileştirir daha da güzelleştirir ve ona öğütler verir. Ormanda nerelerde gezinmesi gerektiğini, hangi hayvanlardan uzak durması gerektiğini anlatır. Adonis’e bu öğütleri Hippomenes isimli bir başka karakterin hikayesini anlatarak verir. Afrodit sevgilisini öper ve geldiği yere doğru giderken, köpekler bir yabandomuzunu korkutup çıkartırlar mağarasından. Ormandan kaçarken kargısıyla vurur Adonis yabandomuzuna. Fakat yabandomuzu daha çeviktir ve Adonis’e saldırıp onu tek bir hamlede öldürür. Henüz evine ulaşmamış olan Afrodit bu acıyı hisseder ve hemen geri döner. Adonis’in cansız bedenini görünce kahrolur ve der ki ‘Bütün varlığınla yaşayacaksın Adonis,Yitmedin üzüntümün bir anıtı olarak kalacaksın, ölümün,çektiğim acıyla her yıl yinelenen törenlerde, dipdiri kılacak seni gönlümüzde, çiçeklere dönüşecek kanın.’Adonis’den damlayan kanlar toğrağa değdiği vakit kızıl çiçekler bitti orada. Manisa Lalesi (Dağ Lalesi) diye bilinir bu çiçekler ve Adonis gibi kısa yaşarlar. Adonis hikayesinin getirdiği bir başka sonuçta güllerin kırmızı olmasıdır. Efsaneye göre bu olaya kadar bütün güller beyazmış, ne zaman ki Afrodit yaralı Adonis’e doğru koşmuş ayağına diken batmış.Afrodit’e adanmış olan gül bu vakit kırmızıya dönüşmüştür. Adonis’in hikayesi birçok yer de farklı olaylara bağlanmıştır. Persephone’un da Adonis’e aşık olması ve Adonis’in yılın bir süresinde Afrodit’in yanında bir süresinde de Persephone’un yanında kalmasıyla yaz ve kış mevsimlerinin oluşması gibi. Oysa bu mevsim oluşma hikayesi Demeter, Persephone ve Hades arasındaki olayla da ilişkilendirilmiştir. Adonis’in hikayesinin böyle bir sebep doğuracağını pek düşünmüyorum Öte yandan Adonis’in niye öldüğüne\öldürüldüğüne dair kesin bir yargı yoktur.Kimisi Ares’in kıskançlığı, kimisi Apollon’un öcü olarak anlatmıştır. Kimiside Myrrha’nın kaderinin zaten Afrodit yüzünden böyle olduğunu dile getirmiştir.

Anlatamam derdimi dertsiz insana / Aşık Veysel (türkü)

Anlatmam derdimi dertsiz insana Dert çekmeyen dert kıymetin bilemez Derdim bana derman imiş bilmedim Hiçbir zaman gül dikensiz olamaz  Gülü ...